Aldatılan Eş 3. Kişiye Tazminat Davası Açabilir Mi ?

Aldatılan Eş 3. Kişiye Tazminat Davası Açabilir Mi ?

Bir toplumun en küçük yapıtaşı ailedir. Gelişmiş bir toplum sıhhatli aile yapısından geçer. Türk toplumu gerek örf ve adetleri gerekse kanuni tertip etmeleriyle aileye büyük ehemmiyet atfetmektedir. Bu yüzden yasa koyucu evlilik kararlarını büyük titizlik ile hazırlamış, evlilik birliğinde eşlere bazı yükümlülükler yüklemiştir. Bu yükümlülüklerden biride sadakat yükümüdür. Sadakat yükümüne terslikler boşanma nedeni oluşturmaktadır.

Zina;  kusura dayanan, salt ve özel boşanma sebebidir. Salt olduğundan bu sebebin ayrı olarak evlilik birliğini temelden sallaması aranmayacaktır. Evlilik birliğinin devamında karşı cinsten biri ile isteyerek cinsel münasebette bulunulması zina olarak tanımlanacaktır. Bu tanıma göre zinadan söz edebilmek için evlilik birliği bulunmalı. Evlilikten evvelki veya sonraki ilişkiler zina dahilinde değildir. Ayrılık, boşanma davalarının açıldığı sırada veyahut gaiplik kararının netleşmemesi vaziyetinde eşlerin sadakat yükümü devam ettiğinden kişilerin fiilleri zina oluştur.  Bu aitin tek bir sefer olması fiilin niteliğini etkilemeyecektir. Zina edenin kusurlu olması gerekir. Zina nedeniyle boşanma davası açma hakkı eşin zinasının diğer eş tarafından öğrenilmesinden itibaren 6 ay ve her halde zina fiilinden itibaren 5 sene geçmesiyle ve eşin bağışlamasıyla düşer. Bu affın kesinlikle eşin serbest isteminin ürünü olması gerekir. Bağışlama somut olaya göre araştırılmalıdır. Zina için kesinlikle cinsel birlikteliğin gerçekleşmiş olması aranmaktadır. Ancak duygusal yakınlık kurulması suretiyle aldatma vaziyetinde da evlilik birliğinin temelden sarsılması hasebiyle boşanma davası açılabilir. Zina TCK da suç olmaktan çıkartılmıştır. Ancak bir eylemin ceza yasanına göre suç olarak tertip etmemesi borçlar hukukuna göre ahlaka veyahut hukuka ters kabul edilmesine mani değildir. Eşler evlilik birliğini kurarak birbirlerine ve kurdukları aile birliğine karşı sadakat borcu altına girmektedir. Mevcut evliliğe karşın bir başkası ile cinsel ve duygusal ilişkiye girilmesi sadakat borcunun ihlali suretiyle diğer eşe karşı haksız fiil teşkil etmektedir. Bununla beraber evli olduğu bilenen bir kişi ile buna karşın bilerek istenen ilişki kurulması vaziyetinde o kişinin eşine karşı gerçekleştirilen bir haksız fiil söz konusudur. Aldatan eşin eyleminde aldattığı kadın ile beraber bu haksız fiilden müteselsil ve beraber kusuru bulunmaktadır.

Buna göre aldatılan eş, diğer eşin beraber olduğu üçüncü kişiden içsel tazminatı haksız fiil kararlarına göre isteyecektir. Haksız fiil Borçlar Yasanında tertip etmiş olup, kusurlu ve hukuka ters bir fiille başkasına zarar veren bu zararı gidermekle yükümlüdür ifadesin yer verilmiştir. Bu tanımdan hareketle haksız fiilin 4 unsuru bulunur;

1-)Hukuka ters fiil bulunmalıdır. Somut konuda aldatan eş ile beraber olduğu öne sürülen üçüncü kişi arasında bir ilişki olmalıdır. Bu ilişki evlilik birliğinde savunması şart olan sadakat yükümünün ihlali görünümündedir. Eş ile üçüncü kişi arasındaki bağ diğer aldatılan eş için kişilik haklarını ihlal edecek türden duygusal veya fiziksel bir bağdır.

2-) Üçüncü kişinin karşısındaki kişinin evli olduğunu bilmesi ve bilerek isteyerek ilişki kurması gerekme, başka bir deyişle üçüncü kişinin kusurlu olması aranmaktadır. Bu bilme serbest istemin ürünü olmalıdır. Karşı taraf tarafından aldatma, hataya düşürme veya korkutma gibi istemi sakatlayıcı nedenlerin bulunmaması gerekir. Aldatılan eş açtığı davada ilk olarak bu hususu kanıtlanmalıdır.

3-) Bilerek isteyerek evli bir kimseyle ilişkiye giren ferdin fiili ile diğer eşin kişilik haklarının ihlali arasında uygun illiyet bağı bulunduğu açıktır.

4-) Aldatılan eş, mevzubahis aldatma fiili nedeniyle kişilik hakları saldırıya uğramış olmalı yani bir zarar doğmalıdır.

Zarar gören yani kişilik hakkı ihlal edilen aldatılan eş uğradığı zararı kanıtlamakla yükümlüdür. Hâkim kusurun ağırlığı, tarafların sosyo ekonomik vaziyetleri, olayların alışılmış olan akışı ve hakkaniyete göre bir tazminat belirler. Bu tazminat manevi tazminattır. Hâkim bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir giderim biçimi kararlaştırabilir veya bu tazminata ilave edebilir; bilhassa saldırıyı kınayan bir karar verebilir. Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Dolayısıyla aldatma eyleminin öğrenildiği tarihten itibaren 2 yıl içinde manevi tazminat talebinde bulunulmalıdır.

Yargıtay Hukuk Genel Heyeti’nun 2010/4-129 Asal, 2010/173 Karar ve 24.3.2010 tarihli kararında davacı kadın, davalının kendisi ile evli olduğunu bildiği halde eşi ile gönül ilişkisine girdiğini bu eylemin kişilik haklarına saldırı oluşturduğunu öne sürerek manevi tazminat istemiştir. Kararda şu ifadelere yer verilmiştir; ‘Eşler evlilik birliğini kurmakla birbirlerine sadakat borcu altına girdikleri gibi, üyesi oldukları aile birliğine karşı da mesuliyet altına girerler. Davacının eşinin evli olmasına rağmen bir başkası ile cinsel ve duygusal ilişkiye girmesi, evlilik sözleşmesi ile bağlandığı, sadakat borcu altına girdiği eşine karşı haksız eylem niteliğindedir. Davalı kadın da, evli olduğunu bilerek davacının eşiyle gayrı resmi ilişkiye girmek ve ondan çocuk sahibi olmak suretiyle, gerek yasalarca gerek örf ve adet hukukunca savunmayan haksız bir davranış içine girmiştir. Bu davranış da açıkça haksız eylem niteliğindedir.’  Yargıtay evli kimsenin evlilik dışı birlikteliğin diğer eşin sosyal kişilik değerlerine saldırı niteliğinde olduğunu vurgulamış, bu eyleme katılan üçüncü kişinin eyleminin de aldatan eşin eyleminden ayrı düşünülemeyeceğini karara bağlamıştır. Dolayısıyla evlilik dışı birlikteliğe bilerek katılan kişi de diğer eşin uğradığı zararlardan sorumludur. Somut olayda aldatılan eş kadın olmasına rağmen kadın erkek ayırt etmeden aldatılan erkeklerde manevi tazminat talebinde bulunabilecektir.

T.C YARGITAY 4.Hukuk Dairesi Asal: 2012 / 1646 Karar: 2013 / 916 Karar Tarihi: 24.01.2013’de verdiği bir kararında; Mahkemece, davacının davaya konu ettiği olay sebebiyle kendi eşi aleyhine manevi tazminat davası açmadığı, evlilik birliğinin devam ettiği, dolayısıyla kendi eşinin eylemini müsamahayla karşılayan ve kendi eşini bağışlayan davacının kişilik haklarının ihlal edildiğini iddia ederek davalıdan manevi tazminat istemesinin hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir., Davacının eşi ile davalı arasındaki gayri yasal ilişkiyi öğrendikten sonra, bu ilişkiyi parasal menfaatleri için teşvik ettiği ve göz yumduğu iddiasıyla davalının eşi olan ve müdür yardımcısı olarak görev yapan diğer davalı ile ilgili Kaza Ulusal Eğitim Müdürlüğü’ne ve bimer’e başvurarak yakıntılarda bulunduğu, ayrı olarak davacının bir müddet psikiyatrik rehabilitasyon gördüğü anlaşılmaktadır. Dolayısıyla, aldatılan eş vaziyetinde olan ve çeşitli resmi mercilere davaya konu olayla alakalı başvurularda bulunan davacının kendi eşi aleyhine boşanma davası açmamış olması hakkın kötüye kullanılması olarak düşünülemez. Yeniden davacının kendi eşi aleyhine içsel tazminat davası açmamış olması müteselsil mesuliyet asallarına göre davalıya yönelik talep hakkından vazgeçtiği mananına gelmez. Şu halde, davacının kişilik haklarına yönelik saldırı nedeniyle uygun miktarda içsel tazminata hükmedilmesi gerekirken, istemin tümden reddi doğru değildir. Kararın bu sebeple bozulması gerekir.

Bununla birlikte Yargıtay 4. Hukuk dairesi 2015 tarihli verdiği kararında aldatılan eş tarafından 3. kişiye manevi tazminat açılmasının yolunu kapatmıştır. Kararın gerekçesi şu şekildedir; Davalının direk davacının bedensel veya tinsel bütünlüğüne yönelik hukuka aykırı bir fiilde bulunduğundan söz edilemez. Türk Uygar Kanunu’nda yükümlülüğünü ihlal eden eşin eylemini birlikte gerçekleştirdiği kişiler istikametinden rastgele bir tertip etme getirilmemiştir. Davalı zararın olmasında asli olarak mesul tutulamaz. Ayrıca haksız fiil sorumluluğunu, geniş ve belirsiz bir kavram olan sadakat yükümlülüğünü ihlal etmeye iştirak çerçevesinde değerlendirmek, bu sorumluluğu belirsiz hale getirecektir. Bu nedenlerle, davalının eylemi, davacının kişilik değerlerine saldırı oluşturacak nitelikte bir eylem olarak kabul edilemez.”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Ankara Avukat